gözüme gül dumanı çöktü yine bu aksam baktıgım her noktada yalnız senin güllerin içimde gül pınarı aktı yine bu aksam irinli dertlerime sifa oldu ellerin Mecnun ile Leyla'nın bulustugu yerdeyim bu gül yolculugunda simdi son seferdeyim
Sevdiklerimiz arasında Resulullah’ın yeri kaçıncı sırada? O’na iştiyakımız ne durumda? Ne kadar alâkadarız O’nunla? O’ndan bir nur, bir ziya taşıyor mu düşünce, şuur ve hareketlerimiz? Muhammedî midir ahvalimiz? O anıldığı zaman burnumuzun kemikleri sızlıyor mu? O’ndan bahsedilişte bir damla gözyaşı ıslatıyor mu elbiselerimizi? Uzakta bulunan bir dostumuza duyduğumuz hasreti esirgedik mi yoksa Fahr-ı Alem’den? Hiç olmazsa rüyalarımızda teşrifini intizar içinde miyiz acaba? Merak ediyor muyuz O’nu, herhangi bir faniyi merak ettiğimiz kadar?
O’ndan kopuk yaşıyoruz... Maalesef epey uzun zamandır Resulullah ile bugünkü ümmeti arasında bir kopukluk söz konusu. İslam’dan uzaklaşarak başka yollara yönelenler bir tarafa İslamî çizgide bulunma iddia ve gayretinde olanlarda dahi bu kopukluk ve irtibatsızlık kendisini o kadar gösteriyor ki… Çölde vaha gibi duran bir kısım Hak dostları hariç -Allah (cc) onların eksikliğini göstermesin!- o kadar uzağız ki O Sevgili’den Aleyhissalâtu Vesselâm... Toplantılarımızda, konuşmalarımızda, beşeri münasebetlerimizde Muhammedî neşve yerini başka görüntülere, tavırlara, hallere bırakmış durumda… Bir başka açıdan baktığımızda ise, daha değişik bir manzara çıkıyor karşımıza. Elimizi vicdanımıza koyalım ve düşünelim. Kendi üstadımızı, hocamızı, şeyhimizi, ağabeyimizi, falanca yazarımızı, feşmekanca parti liderimizi, kanaat önderimizi anlattığımız, destanlaştırdığımız, hatta çocukça tavırlarla sahiplenip, birbiriyle vuruşturduğumuz kadar Allah Resulü’nü bilip, ondan bahsediyor muyuz acaba? O zaman burada ciddi bir sorun var demektir. Başkaları Resulullah’ın yerini almışsa, Nebi’ye benzedikleri için ve ona benzedikleri ölçüde kalplerimizde yer alması gerekenler, bizi o Nebiyyi Âlişan’dan daha fazla alakadar ediyor, zihnimizi daha fazla işgal ediyorsa, bir Müslüman olarak kendi durumuzu kontrol etmemiz icap etmektedir. O zaman gelin Resul-i Ekrem’i (sas) gönüllerimize hakim kılmanın yollarını arayalım. Halimizle, kâlimizle, onu anarken yaşaran gözlerimizle tekrar davet edelim kalb sarayımıza O, Gül Sultanı.
Hayatını okuyabiliriz İnsan fıtratı icabı, bir şeyi tanıdıkça alâka peyda eder, sever. Sevdiği ölçüde de tanıma iştiyakı ziyadeleşir. Bu bir doğurgan döngüdür. Hayatı hakkında kulaktan dolma bilgilerle, eşten-dosttan öğrendiklerimizle, Ramazan’dan Ramazan’a Müslümanlaşan kanallarda seyrettiğimiz Çağrı filmleriyle onu sevdiğimizi söyleyebilir miyiz? Hayatının değil bir kesitini; bir Hicret’i, bir Bedir’i, bir Uhud’u, bir Hendek’i, topyekün Resulullah’ın hayatını bir saat anlatabilecek bilgi seviyesinde miyiz? Evet ilk yapılması gereken şey en az üç-dört eserden Server-i Ekrem Efendimiz’in hayatını not tutarak okumak, beraber mütalaa etmektir.
O’nu sevenlerle beraber olmalıyız Kitaplar, Efendimiz’i (sas) tanıma ve sevmede bir ölçüde yardımcı olacaktır. Ama iş burada bitmemektedir. Hemen yapacağımız diğer bir iş, gerçek anlamda Resulullah’a muhabbet duyanları araştırmak, bu gibi kimseleri bulup önlerinde diz çökmek, onlardan yansıyan ışık huzmeleri ile ölü gönüllerimizi ihya etmektir. Hem şunu hiçbir zaman unutmayalım ki, muhabbet insandan öğrenilir. Seven insandan öğrenilir, sevmek. Kitapların vereceği muhabbetten çok daha fazlasını verir, seven bir mümin.
Salavat dua demektir O’nu (sas) hatırlamaktır. Dua ettiğimiz bir insanla aramızda manyetik bir akım, bir sevgi bağı oluşur. Birini sevmek ve onun tarafından sevilmek mi istiyorsunuz? Karşılıklı bir dua anlaşması yapınız. Git gide o şahsı daha fazla seveceğinizi hissedeceksiniz.
Salavatla meşgul olalım Her gün en az 100 defa okuyacağımız salavatlarla, Allah Resulü ile bu sevgi akımını başlatmalıyız. Bir de daha geniş salavatların olduğu evrad ve dua kitaplarını elimizden eksik etmezsek göreceğiz ki Efendimiz’i (sas) daha fazla seviyor olacağız. Rabb’im muvaffak etsin, bizde onu sevgiye istidat halk etsin…
Sorry, the comment you entered is too long. Please shorten it.
You didn't enter anything. Please try again.
Sorry, we can't add your comment right now. Please try again later.
To add a comment, you need permission from your parent. Ask for permission
Your parent has turned off comments.
Sorry, we can't delete your comment right now. Please try again later.
You've exceeded the maximum number of comments that can be left in one day. Please try again in 24 hours.
Your account has had the ability to leave comments disabled because our systems indicate that you may be spamming other users. If you believe that your account has been disabled in error please contact Windows Live support.
Complete the security check below to finish leaving your comment.
The characters you type in the security check must match the characters in the picture or audio.
Merhaba. Size bir armağan bırakıyorum. Sohbetimize her zaman bekleriz. Eğer rahatsızlık verdiysek özür dileriz. Hakkınızı helal edermisiniz? A. e. o. K.i.b www.xat.com/sevgi_esintisi
Allah üç şeyi üç şeyde gizlemiştir: Rızasını ibadetlerde, kızgınlığını günahlarda, sevgili kulunu da insanlar arasında..
Öyleyse ibadet adına yapılan hiçbir ameli küçük görmeyelim. Hiç ummadığımız bir anda verdiğimiz ufak bir sadaka bizi ateşe girmekten kurtarabilir. Günahların en küçüğünden bile uzak duralım! Hiç önemsemediğimiz bir yanlış ve hata ahirette kaybetmemize sebep olabilir. Herkesi Hızır bilelim ve hiçbir kimsenin kalbini kırmayalım. Saçı başı dağınık nice insanlar vardır ki onlar, Allah`ın veli kulu olabilirler.
Dağ başını efkâr almış, gümüş dere durmaz ağlar, gözyaşından kana kesmiş gözlerim, ben ağlarım, çayır ağlar, çimen ağlar, ağlar, ağlar, cihan ağlar. Mızıkalar iniler, ırlam ırlam dövülür, altmış üç ilimiz, altmış üç yetim, yıllar gelir geçer, kuşlar gelir geçer, her geçen seni bizden parça parça götürür, Mustafa'm, Mustafa Kemal'im.
Diz dövdüm, gözlerim şavkı aktı Sakarya'nın suyuna, Sakarya'nın suları nâmın söyleşir. Hemşehrim Sakarya, öksüz Sakarya. Ankara'dan uçan kuşlar, Kemal'im der günler günü çağrışır, kahrolur bulutlara karışır, gök bulut, yaşmak bulut, uca dağlar, dev boyunlu morca dağlar divan durmuş bekleşir, Mustafa'm, Mustafa Kemal'im.
Nasıl böyle varıp geldin, hoşgeldin, çıngı kaymış yalazlanmış gözlerin, şol yüzünde güneş südü sıcaklık, ellerinden öperim, Mustafa Kemal. Senin dalın, yaprağın, biz, senin fidanların, biz bunları yapmadık, sen elbette bilirsin, bilirsin Mustafa Kemal. Elsiz, ayaksız bir yeşil yılan, yaptıklarını yıkıyorlar Mustafa Kemal. Hani bir vakitler Kubilay'ı kestiler, çün buyurdun kesenleri astılar, sen uyudun asılanlar dirildi, Mustafa'm, Mustafa Kemal'im.
Karalar kuşanmış, Karadeniz akmam diyor, dokunmayın, ağlamaktan bıkmam diyor, bu gece kıyamet gecesi, bu vapur Bandırma vapuru, yattığı yer nur olsun Mustafa Kemal, ben ölümden korkmam diyor, korkmam diyen dilleri toz oldu, toprak oldu, değirmen döndü dolandı, yıllar oldu, bir kusur işledik bağışlar mı kimbilir, o bize öğretmedi kazan kaldırmasını, günahı vebali öğretenin boynuna, erdirip oldurana ana avrat sövmesini, yüreğim kırıldı kanım kurudu, var git Karadeniz var git başımdan, mızıka çalındı düğün mü sandın, bir yol koyup gideni gelir mi sandın, Mustafa'm, Mustafa Kemal'im.
Ankara'nın taşına bak, tut ki baktım, uzar gider efkârım, çayır ağlar, çimen ağlar, ben ağlarım, gözlerimin yaşına bak, Ankara Kalesi'nde, Rasattepe'de bir akça şahan gezer dolanır, yaşın yaşın mezarını aranır, şu dünyanın işine bak, Mustafa'm, Mustafa Kemal'im...
~ Attila İLHAN ~
-ŞEHİTLER ÖLMEZ VATAN BÖLÜNMEZ-
VERDİĞİN SEHİT!İN 10 KATI KADAR KADAR GAZİİN VAR UNUTMA...
Deniz adamı yer mi denizkızı ipeği düşün ve ipeksiliğini teninin kaç ipek böceği ömrü var kozamızda Dokun hayata bir ucundan yar oldugunu bileceksin varlığını sevinin ve sevgilinin yaşamıyorsan yazamıyorsun
Avcı, nasıl bir merak bu bir günlük ömrü çokmu gördün sen sevdin mi hiç avcı ağlamak nedir bilirmisin yüreğine kanar bir kelebeğin içi damarlarında kanın kurudu mu avcı Canı, cananı bilirmisin
Zor ve dar zamanları ömrün koşma peşimden iki kanat çırpınışı daha gün batımında bekle söz ölmeye gelirim birkez daha
Ya da yaşamaya belki bir denizülkede bir dolunay öyküsünü kara adamlarının beyaz öykülerinde birleşsin elllerin kenetlendik kelepçelerle bir ucundan sen tut sevinin bir ucum bahardalı
Bir uçdan bir uca serap çöller vahaya döndü önce sonra bir barajın yüksekliğinden suya kavuştu toprak zelzele... ve yeşil bir rüya, yeşil çiçek dalında yeşil yaprak
Bandırmadan tren gelir oysa benim feribota biner gözlerim bir farenin kuyrugunda biter egeliliğim ben marmaralıyım marmara, sevgilim ve kürek mahkumuyum, forsa! çek kürekleri. Yanık buğday kokusu yere düşen bi damla kan gözyaşından kurumuş gözler bana sevdaları ver artık ağlamak istemiyor ellerim ellerim yanıyor şimdi.
Her gece özlemin ışığı camımda ellerimde bir düş hayat bulur kalem gözyaşımla ıslak dudaklarından gelen bir rüzgar kelimelerin sihri can yakar tesadüflerin kucağında büyüyüp yanmışım yanacağım kadar Beni de getirecek seni getiren yollar bana pusulamda bir dişi kuşun bir dişi kemirir beynimi uç hadi beynimi de al yüreğim zaten gitti gideceği yere kadar Köleliğini seviyorum ellerimin o eller ki seni yazar o eller ki seni dizer o eller ki seni çizer seni sevdiğim gibi ellerimi de seviyorum Bitmedi ömrün, hey kelebek! hadi yaz..